Ana içeriğe atla

MASLAHATÇI YÖNÜYLE İBN TEYMİYYE

İbn Teymiye eserlerinde maslahatın celbine ve mefsedetin def’ine çokça yer verir. Ona göre insanların dünya ve ahiret saadetleri ancak maslahatlara riayet ve mefsedetten kaçınmakla mümkündür. Hatta bunu tek başlarına sağlayamayacakları için yar-dımlaşmaları ve teşkilatlanmaları gerekir. “İnsan, tabiatı itibariyle medenidir” sözünün anlamı da budur.

Bu teşkilatın esasını “emr-i bi’l-maruf, nehy-i ani’l-münker” oluşturur. Yalnız bu işin kendisi gibi ifa ediliş yöntemi de güzel olmalıdır. Çünkü dinin yapılmasını emrettiği veya tavsiye ettiği bütün meselelerde maslahatın, mefsedetten fazla olması gerekir. Allah’ın emrettiği her şeyde maslahat vardır. Fakat bunların insanlara anlatılması esnasında da maslahata riayet edilmeli; ilim ve anlayıştan uzak, hesapsız kitapsız tavırlardan kaçınılmalıdır. 

Yapılan işin maslahat ve mefsedeti ölçülüp tartılmalı, maslahat ve mefsedet çatış¬ması veya birden fazla maslahat yahut mefsedet arasından tercih zorunluluğu olması hali ile ilgili genel kural burada da uygulanmalı, neticede maslahatın ağırlıklı olduğu taraf tercih edilmelidir. Buna göre farz-ı ayn, farz-ı kifâyeye; vâcip, müstehaba tercih ve takdim edilir. Hırsızlık, zina, içki içme ve diğer suçlar için tespit edilen cezalarda da her ne kadar bu cezalar, çekenleri açısından mefsedet olsa da suç olan fiillerin zararı, bu cezaları çekenlerin zararından daha fazla olduğundan ve aynı zamanda o suçların önlenmesi için bu cezalar getirilmiştir. Cihat esnasında zaman zaman suçsuz insanların da hedef olma ihtimali söz konusu olunca başka çare yoksa bunun göze alınmasında ve aç¬lıktan ölme durumunda olan birisinin meyte yemesinin caiz olmasında da bu prensibin etkisi vardır.

İbn Teymiye bu konuyla bağlantılı olarak, zalim devlet başkanı karşısında halkın takınacağı tavra dair de açıklamalar yapar: Zalim de olsa otoritenin mevcudiyetini, hiç olmamasına tercih eder ve bunu destekleyici olarak “Zalim bir sultanın idaresindeki altmış sene, sultansız bir geceden daha iyidir” sözünü nakleder. Diğer taraftan böyle bir otoritenin veya sultanın, yaptığı haksızlıklar ve zulümden dolayı imkan ölçüsünde hesaba çekilmesi gerektiğini söylemeyi de ihmal etmez.

Böyle bir ortamda devlette vazife kabul etmekle ilgili olarak da maslahatı öne çıkaran tespitlerde bulunur. Kabul edeceği vazifeyi adaletle yerine getiremeyecek bile olsa daha fazla zulme engel olacak veya başkalarına nispetle daha fazla maslahat teminine vesile olacak bir kimsenin, o vazifeyi kabul etmesinin uygun hatta bazan vacip olacağını söyler. Ona göre bu konuda niyet ve maksat önemli rol oynar. Hz. Yusuf’un, kafir bir kral ve halkının arasında devlet görevi kabul etmesini ve imkan ölçüsünde adalet ve iyilikle hareket etmesini, neticede ailesi ve müminler için bir takım imkanlar elde etmesini buna delil olarak gösterir. Ona göre bütün bunlar “Gücünüz yettiğince Allah’tan sakının” ayetinin şümulüne dâhildir.

(Not: İbn Teymiyye'nin takipçisi olduğunu sananlar çok fırın ekmek yemeli!)

(Bu yazı, başlık hariç, Prof. Dr. Rahmi Yaran'ın "Karafi'den Şatıbi'ye Makasıd/Maslahat Söylemi" adlı makalesinden küçük tasarruflarla alıntıdır.)

Yorumlar